Joseki Nedir?
Borges'in Go Şiiri
Unutulmaz Go Oyunları...
Mao Zedung
Senryu
Go ve Bilgisayarlar Üzerine
Kafka
Strategem Nr. 19
Alıntılar

Go Yazıları...

 

 

Öldüklerimiz, hep yaşadıklarımızdır.
- nasıl, yaşadıklarımız, hep,
öldürdüklerimizse...
Oruç Aruoba

 

Bu sayfaya go hakkında yazılmış veya go ile ilişkilendirilebilecek farklı kaynaklardan yazılar veya şiirler ve hatta cümleler koyacağım... Alıntıların go ile ne kadar ilişkili olduğu hayal gücünüze bırakılmıştır.

Öncelikle... Virginia'daki (Amerika) William and Mary Üniversitesi'nde Felsefe profesörü olan William Cobb uzun bir süredir "Empty Board" (Boş Tahta) ana başlığı altında kendine has tarzıyla -oldukça güçlü!- go makaleleri yazıyor. Bu yazıları İngilizce veya bir kısmını Türkçe olarak okuyabilirsiniz.

 

 


Aşağıdaki yazı, Japonya'ya karşı verilen savaş üzerine 1938 yılında Çin ulusal önderi Mao Zedung tarafından yazılmış olan "Uzatılmış Savaşta" isimli makaleden alınmıştır ve gonun özellikle Uzakdoğu'da hayatın ne kadar çok içine girmiş olduğunu anlamamız bağlamında oldukça çarpıcıdır:


Kuşatma ve karşı-kuşatma:
Savaşı bir bütün olarak ele alırsak, düşman tarafından stratejik bir çember içine alınmış olduğumuz kuşku götürmez bir gerçektir, çünkü biz stratejik savunma pozisyonunda ve iç hattımızda operasyonlar yaparken; düşman stratejik saldırı pozisyonundadır ve operasyonlarını dış hatları üzerine yapmaktadır. Bu, düşman kuşatmasının ilk şeklidir. Biz farklı rotalardan üzerimize ilerleyen bir ya da birkaç düşman dizisini kendi bölgemizde kuşatabiliriz; çünkü biz savaş alanında, stratejik dış hatlardan ilerleyen bu düşman dizilerine karşı sayıca üstün olan güçleri dış hatlarda kullanarak saldırma taktiğini uygularız. Bu ise düşmana karşı bizim kullandığımız ilk karşı-kuşatma şeklidir. Sonrasında, düşman hattı gerisindeki gerilla üs bölgelerini ele alırsak; tek tek ele geçirilen her bölge ya Wutai Dağları'nda olduğu gibi tamamen, ya da Kuzey-Batı Shansi bölgesindeki gibi üç yanından düşmanlarca kuşatılmıştır. Bu, düşman kuşatmasının ikinci şeklidir. Eğer tüm gerilla bölgeleri bir arada ve düzenli kuvvetlerin durumlarıyla ilişkileri yönünden ele alınırsa, bizim de oldukça fazla düşman kuvveti kuşattığımız görülür. Örneğin Shansi eyaletinde Tatung-puchow Demiryolunu üç yandan (doğu ve batı yanları ile güneydeki son kesim), Taiyuan kentini ise her yanından kuşattık; Hopei ve Shantung eyaletlerinde de buna benzer birçok örnek bulunmaktadır. Bu ise düşmana karşı bizim kullandığımız ikinci karşı-kuşatma şeklidir. Böylece, düşman kuvvetlerinin iki kuşatma türü var ve kendi kuvvetlerimizin iki kuşatma türü var --tıpkı wei-chi (go) oyunundaki gibi. İki tarafın yapmış olduğu sefer ve savaşlar rakiplerin birbirlerinin taşlarını esir almasına, ve düşman kaleleri (Talyuan gibi) ile bizim gerilla üslerimizin (Wutai Dağları gibi) kurulması da tahtadaki boş alanlarda egemenlik alanı oluşturan hamlelere benzemektedir. Eğer wei-chi oyunu tüm dünyayı içine alacak şekilde genişletilirse, bizimle düşmanımız arasında ek olarak üçüncü bir kuşatma daha ortaya çıkar; savaş cephesi ile barış cephesi arasındaki karşılıklı ilişki. Biz barış cephemizle Almanya, Japonya ve İtalya'yı kuşatırken düşman da saldırı cephesiyle Çin, Sovyetler Birliği, Fransa ve Çekoslovakya'yı kuşatmaktadır... (1)





Senryular, haiku ile eş yapıdaki (17 heceli) Japon şiirleridirler. Ancak, yaşamın geçici oluşu gibi büyük temalardan ziyade hicivsel bir şekilde yaşamın dünyevî yüzüne ve hepimizin tanışık olduğu durumlara odaklanırlar (9). Örnek bir senryu...

 

Gecenin derinliklerinde tavan bile bir go tahtasıdır:


夜ふかしに天井までが碁盤なり




Bilim ve Gelecek Dergisi'nin Mart 2005 tarihli 13. sayısındaki "GO: Beyaz ve Siyah'ın 4000 yıllık dansı" isimli makaleden bir bölüm:

 

Go ve bilgisayarlar
IBM'in geliştirmiş olduğu Deep Blue bilgisayar satranç sistemi, en sonunda 1997 yılındaki bir maçta Dünya Satranç Şampiyonu Garry Kasparov'u yendi. Elbette ki bu durum, Deep Blue her insandan daha "güçlü" şeklinde basitleştirilebilir; ancak şunu söyleyebiliriz ki; yeryüzünde ancak bir avuç insan Deep Blue'yu alt edebilecek yetilere sahiptir. Buna karşılık, günümüzde mevcut olan en güçlü Go programını yenebilecek insan sayısı milyonlarla ifade edilmektedir (Bilgisayar dünyası Go oyunu ile 40 yıldan uzun bir zamandır tanışıyor). Madalyonun öbür yüzünde ise, günümüzdeki programcılar en iyi dereceleri olan 10 kyu seviyesini geliştirmiş olmaları ile övünebiliyorlar. 10 kyu ile, yani bir amatör dan oyuncusu derecesinden neredeyse bir düzine "taş" daha zayıf seviye ile (Seviyeler arasındaki her sayı farkı 1 "taş" olarak kabul edilir. Örneğin 1 dan, 2 kyu seviyesinden 2 taş yüksektir).

Bilgisayarların oynadığı Go'daki gelişimi izlemek, beraberinde bilgisayarlar için düzenlenen Go turnuvalarının ve yarışmaların başlamasını da getirmiştir. Bunlar arasında en ünlüsü, 1.600.000 dolarlık Ing Ödülü'dür hiç kuşkusuz. Bu devasa ödül, profesyonel bir Go oyuncusunu yenebilecek programın tasarımcısına Ing Chang-Ki Wei-Chi Eğitim Fonu tarafından 1985-2000 yılları arasında vaat edilmiştir. Ancak bu süre zarfında kimse ödülü kazanacak tasarımı gerçekleştirememiş ve önceden belirlenen limit sonunda, vaat edilen ödül de ne yazık ki kaldırılmıştır. Günümüzde bu ödülün süresinin uzatılması hâlâ ümitle beklenmektedir. Çünkü, hiç kuşku yok ki bu tip büyük ödüllerin varlığı araştırmalar için önemli bir itki görevi görecektir.

"Bir bilgisayarın insanı Go'da alt etmesi belki yüzyıl alır -belki daha fazlasını" diyor oyunun hayranlarından biri olan astrofizikçi Dr. Piet Hut (*) ve ekliyor; "Makul bir zekâya sahip birisi Go oynamayı öğrendiğinde birkaç ay içinde tüm bilgisayar programlarını yenebilir. Bunun için Kasparov olmak zorunda değilsiniz." Buna paralel olarak, bir emekli kimya profesörü olan Dr. Chen Zhixing (**) ise "Go en yüksek düzeydeki entelektüel oyundur" diyor. Dr. Zhixing, uluslararası yarışmalarda birçok ödül sahibi olan Handtalk programının gelişimine altı yılını adamış biri. Bu konudaki son sözü ona bırakırsak eğer; "Go oyununda tahtada açılan şekillerin güzelliği tam anlamıyla göz kamaştırıcı ve hamle dizileri zihni hipnotize edici bir müzik gibi etki gösterebiliyor. Esas olan da, bilgisayarın bu görsel müziği anlayıp besteleyebilmesini sağlamak".

Ömrümüz yeter de yapay zekâ da yaşamımızda yerini alırsa, o zaman oyundaki gelişimin nerelere varacağı mutlak bir merak konusu haline gelir. Kim bilir, belki de bir bilgisayarın Dünya Go Şampiyonu'nu yenmesi yapay zekâ devriminin gerçekleştiğine dair en büyük işaretlerden biri olacaktır.

* İleri Çalışma Okulları (Institute for Advanced Study), Princeton, N.J.
** Zhongshan Üniversitesi, Guangzhou, Çin.

 

Bununla birlikte Türkiye'de Go oyununun kurucusu olan Alpar Kılınç'ın yıllar önce bu konuda yazmış olduğu bir başka yazı da vardır. Türkiye Go Oyuncuları Derneği için hazırlanan, yine kurucusu olduğu Taşlı Yol isimli derginin 4. sayısında yayınlanmış olan bu yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

Ve "New York Times" gazetesinin "Cyber Times" ekinde George Johnson imzasıyla yayınlanan 29 Temmuz 1997 tarihli İngilizce bir yazı: To Test a Powerful Computer, Play an Ancient Game.





Kafka'dan:

 

-
Onu seviyor, onunla konuşamıyorum. Onu pusuda bekliyor, onunla karşılaşmak istemiyorum.

-
Bir kızı seviyordum, o da beni seviyordu, ama işte bıraktım kendisini.
Neden?
Bilmem. Sanki çevresini bir grup silahlı adam almıştı da, ellerindeki mızrakları sağa sola uzatmışlardı. Ne zaman yanına sokulayım desem, mızrakların uçlarına tosluyor, yaralar alıyor, gerilemek zorunda kalıyordum. Çok çektim doğrusu.
Kızın bunda bir suçu yok muydu?
Sanmıyorum. Hatta biliyorum olmadığını. Yukarıdaki benzetinin bir eksik yanı kaldı, o da şu: Benim çevremi de silahlı kimseler almıştı; ancak ellerindeki mızraklarını içe, yani bana doğru uzatmış tutuyorlardı. Kıza yanaşmak istedim mi, ilkin kendi adamlarımın silahlarına takılıp kalıyor, onları aşıp öteye geçemiyordum. Belki de henüz, kızı çevreleyen silahlı adamların asla yanlarına kadar yanaşabilmiş değildim. Yanaşmışsam bile, kendi çevremdeki adamların mızraklarından oram buram kanayarak, aklım başımdan gitmiş durumda yapabilmiştim bunu.
Peki kız yalnız mı kaldı?
Hayır, bir başkası sokuldu yanına, hem de kolaycacık, hiç bir engelle karşılaşmaksızın. Ben, harcadığım çabalarla bitkin düşmüş, duruma öylesine umursamaz seyirci kaldım ki, sanki havadan başka bir şey değildim ve onların bu hava içinde ilerleyen yüzlerinin ilk öpücükle birbirine kavuştuğunu gördüm. (13)





İsviçreli Sinolog (Çin bilimci) Harro Von Senger'in, "Çinliler'in Ünlü 36 Strategemi"ni konu alan "Savaş Hileleri-Strategemler" isimli kitabının II. cildinden bir alıntı:

 

Strategem Nr. 19
Kazanın Altından Odunu Çekip Almak

Bağlantılı Çevirisi:
Kazanın altından odunu çekip almak.
Kaynamakta olan suyun kaynamasını durdurmak için, odunu ocağın altından çekip almak.

Özü:
1. Kökünü kurutmak; köküne kibrit suyu dökmek / kökünü kurutuncaya kadar savaşmak; bir problemi kökünden çözmek; (bir şeye yol açan) nedenleri ortadan kaldırmak; bir şeyi, temelini kemirerek kurutmak. Kökünü kurutma strategemi.
2. Bir kimsenin/şeyin elinden/altından desteği, payandayı, temeli çekip almak. Ayağının altından halıyı çekmek; akan suyun yolunu yeri kazarak değiştirmek; rüzgarı yelkenden kaçırmak; verimli toprağı kurutmak; bataklığı akaçlamak; ana karnındaki embriyonun göbek bağını kesmek; bir şeyi cansız, ruhsuz hale getirmek; bitkinin topraktan beslenmesini önlemek; bir şeyin altını oymak; lağım açarak dibinden kurutmak; el altından karıştırmak; dibini kazımak; canını çıkarmak. Güçten kuvvetten düşürme strategemi.
...
Köstebek strategemi.


19.1. Bir Kıvılcımdan Bir Yangın Çıkabilir
Kaynayan su kendiliğinden kaynamaz, tersine ateşin gücüyle kaynar. Ateş ne kadar şiddetli olursa, su da o kadar çok dalgalanıp fokurdar. Suya doğrudan doğruya bir şey katma durumu pek az değiştirir veya en fazlası kısa süreli bir etki yapar. Ateş de kendi başına meydana gelmez. Onun bir malzemeye, yani oduna ihtiyacı vardır: "O ateşin ruhudur" (An Jiming: Yongbing Jing [Savaş Sanatının Esasları], Wuhan 1996, S. 239). Odunda güçlü bir potansiyel uyur halde yatmaktadır. Burada yaklaşık 1500 yıllık eski bir Çin deyimi akla geliyor: "Bir kıvılcımdan bir yangın çıkabilir." O sanki kendisinden ateşin sıcak, ışık saçan Yang öğesinin meydana çıktığı, çıkar çıkmaz uykusundan uyandırılan, gizli, soğuk Yin öğesidir. Odun kendiliğinden asla harekete geçmez. Sakin ve uysal bir halde orada durur. Ona tehlikesizce yaklaşılabilir ve hatta o yandığı sırada bile, büyük bir çaba gerektirmeksizin, belki çıplak elle, ama daha yaygın olarak bir araçla, ocağın altından çekip çıkarılabilir. Daha sonra su kısa bir süre sonra sıcaklığını kaybeder, soğur ve sakin ve durgun bir halde kazanın içinde durur.

Kaynayan su, doğrudan hakim olunması zor olan bir tehlikeli ve riskli durumu simgeler; ateş ise tehlikeli ve riskli duruma yol açan esas nedenin simgesi olarak görülür. 19 numaralı strategemi kullanan kişi, bizzat tehlikeli ve riskli durumun kendisinin üzerine gitmez, tersine ona yol açan nedeni bertaraf eder, ortadan kaldırır. Böyle bir hareket tarzına başvurmanın temelinde, tehlike arzeden ocağı nihaî olarak ortadan kaldırmak veya kontrol altına almak ve böylece tehlikeli ve riskli durumu onunla doğrudan doğruya yüzyüze kalmadan gidermek yatar. 19 numaralı strategem, strategem formülünün lafzına uygun olarak öncelikle nesneler için uygulanır, fakat insanlara karşı da kullanılacağı açıktır. Burada doğrudan rakip veya düşman olmaktan kaçınılır ve perde arkasından rakibin/karşıtın/düşmanın dayanağını altından çekmek ve onu havası alınmış bir futbol topuna dönüştürmek denenir. Öncelikle, kendisiyle doğrudan doğruya mücadele etmemin akıl karı olmadığı, güçlü bir muhalife karşı, 19 numaralı strategem çok işe yarayabilir. 19 numaralı strategemin esas katkısı, karşıtı/rakibi/düşmanı güçten düşürmektir; yani söz konusu olan, Song Çağında (960-1270) yaşamış olan He Yanxi tarafından Meister Suns Kriegskunst [Sun Usta'nın Savaş Sanatı] üzerine yazılmış bir yorumda belirtildiği gibi, "düşmandaki doluluğu boşluğa dönüştürmektir."

2 numaralı strategemin 19 numaralı strategemle "boşluk-doluluk" karşıtlığı dolayısıyla nasıl bir ilgisinin olduğu, başka bir konudur. Her iki strategem "doluluk"tan, yani karşıtın güçlü konumundan kaçmayı hedeflerler. 2 numaralı strategem, karşıtı, strategemi kullananın katkısı olmaksızın verili olan, fakat bu karşıt tarafından keşfedilmiş olan "boş", bu demektir ki korumasız ve zayıf durumda olana ilişkindir. Oysa 19 numaralı strategem, karşıtın "doluluk"unu "boş" hale getirmek ve karşıtı diz çökmeye zorlamak suretiyle işlevini gösterir. Karşıta ait "doluluk", doluluğun kendisinden çıktığı veya kendisine bağlı olduğu kaynağı işe yaramaz hale getirmek veya damla damla akıtıp kurumaya terketmek suretiyle akamete uğratılır. 18 numaralı strategemle karşıtlık içinde, 19 numaralı strategem, doğrudan (hatta hileli bir şekilde) karşıtın güç merkeziyle tartışmadan kaçınır ve güç merkezinin gözünden uzak bir şekilde bu merkezin bulunduğu yeri gözetler ve hedefi karşıtın gücünü bertaraf etmektir. Bu yer, kendisinden hareketle karşıtın gücünün beslendiği yerdir. 19 numaralı strategem karşıtın gücünün artması için kaçınılmaz olan enerji kaynaklarını tahrip eder veya zayıflatır.

19 numaralı strategem, üç boyutu içinde - bertaraf etme/zararsız hale getirme, zayıflatma, karşıt güç kaynağının bize ait amaçlara hizmet etmesini sağlama -, tüm mümkün insanlararası alanlarda ve en farklı şekillerde uygulamaya konulabilir: açık veya gizli, saman altından su yürütürcesine veya kabaca, fiziksel veya psişik, fiilen veya sözle, modern tasarımlar altında olduğu kadar uzun süredir geçmişte kalmış olan tasarımlar altında da.... (14)

...





Alıntılar:

  • "...Bu karmaşayı bir anda uyum içine sokmak istiyorsun? Olmaz öyle şey! Uyum karmaşanın dışında oluşur, içinde değil..." (2)

  • Tehlike akıllı adamı dahi yapar; deyim yerindeyse, onu kendi sınırlarının üstüne çıkarır; düşgücü olan adamın aklına ise, doğrusu gözüpek, ama çoğunlukla saçma sapan şeyler getirir. (3)

  • Kederden içilmez, düşünülür! (4)

  • Kaderine teslim olacağına beynindeki iblise teslim ol. (5)

  • Gözümüze gerilen perde ancak adaletin kılıcı parladığı anda kalkıyor o zaman pişmanlığın dayanılmaz acıları başlıyor; ama iş işten geçmiştir artık... (6)

  • Periyodik olmayan davranış özellikleri gösteren hiçbir fiziksel sistemde öngörü yapmanın mümkün olmadığını artık anlamış bulunuyorum. (7)

    Edward Lorenz

  • Essükûti hayr-ün-minel dırdır! (8)

  • Sır saklamanın en emin yolu, insanları yanıtı zaten bildiklerine inandırmaktır. (10)

  • Takdir ettiğiniz bir düşman tarafından dehşete düşürülmek daha kolaydır. (11)

  • Tleilaxu stratejisi, her zaman içlerinden herhangi birinin asıl strateji olabileceği stratejilerin oluşturduğu bir ağla örülüdür. (12)

  • Vivit, et est vitae nescius ipse suae.

    Yaşıyor, ama bilmiyor yaşadığını.

    Ovidius

  • Kendimizi adadığımız iş hayal gücünün özgürleştirilmesi ve insanın bedensel yaratıcılığı için yeniden yönlendirilmesidir. (15)

    Kılıç Ustasının Felsefesi




Kaynaklar:

1 http://www.marxists.org/reference/archive/mao/selected-works/volume-2/mswv2_09.htm
2 Yevtuşenko, Yaban Yemişleri, Can Yayınları, s.266
3 Stendhal, Parma Manastırı, Engin Yayıncılık, 3. Baskı, s.245
4 Yevtuşenko, Yaban Yemişleri, Can Yayınları, s.404
5 Mehmet Eroğlu, Issızlığın Ortasında, Can Yayınları, 2. Basım, s.135
6 Marquis de Sade, Aşkın Suçları, Milliyet Yayınları, 2. Baskı, s.133
7 James Gleick, KAOS, Tübitak, 5. Basım, s.11
8 Vedat Türkali, Bir Gün Tek Başına, Cem Yayınevi, 1. Baskı, s.180
9 http://www.msoworld.com/mindzine/news/orient/go/special/senryu4.html
10 Brian Herbert, Dune: Atreides Hanedanı, Kabalcı, s.450
11 age, s.178
12 age, s.524
13 Kafka, Taşrada Düğün Hazırlıkları, Cem Yayınevi, s.212-213
14 Harro Von Senger, Savaş Hileleri Strategemler II, Anahtar Kitaplar, s.79
15 Brian Herbert, Dune: Harkonnen Hanedanı, Kabalcı, s.435